gezi, gezi rehberleri, gezi rehberi, doğa, doğa sporları, dağcılık, tırmanış, kayak, snowboard, bisiklet, kano, rafting, treking, doğa yürüyüşleri, kamp kurma, kampcılık
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/dr.emin30
  • https://plus.google.com/u/0/108934662682922126853/posts
  • https://twitter.com/eminnoyan

Emin Noyan Web Sitesine Hoşgeldiniz.

 

Balkanlar

Mostar, Bosna-Hersek: Bölünmüş Şehir

Mostar, yakın zamanda olanlarla hepimizin belleklerine yer etmiş bir yer. Dubrovnik'ten buraya her gün bir çok tur otobüsü kalkıyor. Tur otobüsleri Mostar'ın merkezindeki Osmanlıların yaptığı "Eski köprü ( Stari Most)" yakınında turistleri bırakıyor. Mostar küçük bir yer olduğu için buradan görülecek yerlere ulaşmanız en fazla beş dakikanızı alıyor.
Mostar nehir tarafından hem coğrafi hem etnik olarak ortadan ikiye bölünmüş durumda: nehrin doğu kısmında Müslümanlar, Batı kısmında ise Hıristiyanlar yaşıyor. İki halk olabildiğince birbirine karışmadan yaşayıp gidiyor. Hıristiyan ve Müslüman mahallelerini birleştiren  "Eski Köprü" savaş sırasında tamamen yıkılmış. 2004 yılında Türkiye'nin de içinde olduğu beş devlet tarafından aslına sadık kalınarak yeniden inşa ettirilmiş. 
Köprünün hemen yanında "Mostar Dalgıçlar Kulubü" var. Orada takılanlardan bir kaçı atlayacakmış gibi yapıp köprünün üzerinde bekliyorlar. Ta ki onları atlarken çekmeye meraklı biri biraz bahşiş verene kadar...
 
Mostar merkezinde köprünün yüzlerce fotoğrafını çekmek dışında yakındaki iyi korunmuş Osmanlı döneminden kalma Muslibegovica  köşkünü ve köprüyle aynı zamanda Mimar Sinan tarafından yapılan Karagöz Bey camiini ziyaret edebilirsiniz.
Mostar'da tarihi bir kaç yeri dolaştıktan sonra yapılacak en iyi şey köprüyü gören bir yerde dinlenmek ve bir şeyler atıştırmak. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama köfteleri ünlü ( Rumeli'nde miyiz ne?).



Dubrovnik, Hırvatistan: Doğunun Bitip Batının Başladığı Şehir

Hırvatistan'ın güneyindeki Dubrovnik turizm piyasasının son zamanlarda yükselen yıldızlarından. Doğrusu Dubrovnik övülmeyi hakediyor: deniz, tarih, güneş, iyi yemekler, tekne turları.. Bir de vize olmayınca bizim Akdeniz kıyılarına karşı  iyi bir seçenek oluyor.
Hırvatistan'a daha önce gitmiştim, fotolar o eski geziden.
Dubrovnik'in eski şehri bir yarımada üzerinde ve etrafı tamamen surlarla çevrili.
Hırvatlara göre Avrupa kendi sınırlarında bitiyor, sonra "Doğu" başlıyor. Komşularının Osmanlı işgali sonucu bozulduklarını kendilerinin ise kültürel olarak hep Avrupalı ( ve Batılı) kaldıklarını söylüyorlar. Öyle mi? Gidin kendiniz karar verin. Biz biraz daha şehirde dolaşalım.
 Şehri boydan boya kesen Standun caddesi bakımlı ve hoş bir yer. Eee Dubrovnik boşuna Dünya Mirası listesinde değil.... 
 Ana caddeden sapılan yan sokaklarda hediyelik eşya dükkanları, butik oteller ve akşamları güzel lokantalar var.
Kale surlarının üzerinden şehir manzarası bir başka güzel.
Dubrovnik surları ve deniz.
Eski şehrin surlardan görünümü.
Surlardan Lokrum adasının görünümü. Dubrovnik limanından adaya tekne turları kalkıyor.

Kosova'nın Başkenti Priştina

"Üsküp'e gelmişken  çiceği burnunda yeni devlet Kosova'nın başkentine de uğramak lazım" deyip sabahleyin otobüs terminaline geldim. Üsküp'ten Kosova'nın başkenti sadece 80 km ötede. Ama varması 4 saati buluyor. Yolun bu kadar uzun sürmesinin iki sebebi var:  NATO bombardımanları sırasında altyapının yokolması ve yeni gelen araba zenginliği.

Yemyeşil dağlardan ve derin vadilerin yamaçlarından kağnı hızıyla ilerleyen otobüs şehre yaklaştığında daha da yavaşlıyor. Savaş sonrası Birleşmiş Milletler denetimine geçen Kosova'ya yardım yağmış, bir de yerel çeteler Avrupa'dan çaldıkları araçları çok ucuza piyasaya sürmeye başlamışlar. Sonuçta başkent Priştina caddeleri umulmayacak kadar yoğun.


Bu yazı ve daha nice benzeri sık sık güncelleniyor, kaçırmamak için aşağıdaki linkten ŞimdiGezelim'e üye olun.
http://feedburner.google.com/fb/a/mailverify?uri=SimdiGezelim&loc=TR


Taksilerin çokluğu da dikkat çekici. Bu yoğunluğun sebebi şehirdeki yüzlerce kafenin varoluş sebebiyle aynı: işşizlik. Çalışacak yer bulamayanlar ya taksi almışlar ya kafe açmışlar.

Priştina'nın kafeleri günün her saati kalabalık. Müşteriler pek bir şey yemiyorlar, tek bir içecek alıp oturuyorlar, gelip geçenleri seyrediyorlar aralarında sohbet ediyorlar. Kapalı alanda sigare içmek serbest olduğu için popüler kafeler dışarıdan duman altı olmaları sayesinde hemen anlaşılıyor.
Sigara demişken hemen herkesin sigara içtiği bir yerde sigara kaçakçılığı da iyi bir gelir getiriyor olmalı ki yukarıda görülen tür satıcılar şehirde çok yaygın.

Şehirdeki hükümet binalarının duvarları savaşta ölen ve kaybolanların resimleri ile kaplı. Resimleri görünce Kosova'nın durumu şimdi iyi olmasa bile eskiye nazaran ne kadar iyi olduğunu anlıyorsunuz.


Şehirde önüne gelen plansız bir şekilde bina yaptığı için sokaklar yamru yumru, kaldırımı işgal eden binalar, sarkık elektrik telleri vs. Bizim gecekondu mahalleleri gibi.


Şehirde tarihi eserler savaşta zarar görmüş. Halen çoğunda restorasyon başlamamış. Sağlam olan bir iki tanesi Yaşar Paşa camii etrafında. Bu saat kulesi de tamir edkileceği günü bekliyor.


Priştina'ya gidiyorsanız amacınız eski eser görmek olmamalı, yeni kurulan bu devletin doğum sancılarını ve zorlukları aşarak yaşamlarıı yeniden inşa eden insanlarını yerinde görmek olmalı. 




Yolunuz Priştina'ya düşerse kalmak için iyi seçeneklerden biri de bir Makina Mühendisliği profesörü tarafından işletilen Velania Pansiyon (  taksi şöforleri Professor Pansiyon olarakta biliyor ). Pansiyonda kalanların hatırı sayılır bir kısmı Kosova'da görevli sivil toplum kuruluşlarından oldukları için Kosova'yla ilgili son haberleri ve en gidilesi lokanta/kafe önerilerini de sadece mutfakta takılarak öğrenebilirsiniz.

Makedonya'nın Başkenti: Üsküp

Her üç Makedonyalı'dan biri başkent Üsküp'te yaşıyor. Nüfusu bugünlerde 650,000 olan bu şehir 4000 sene önce kurulduğundan beri   bölgenin merkezi olmuş. Bizim içinse Balkanlarda Osmanlı yönetiminden çıkan en son yerlerden biri olması sebebiyle eskinin halen hatırlandığı ve ülkelerarası bağların daha bir sıkı olduğu yerlerden biri olmuş. 

Nasıl olmasın ki şehrin sembolü olan taş köprü, Üsküp kalesi, eski pazar ve bit pazarı 

halen bizlerden izler taşıyorlar. Şehrin en büyük meydanı olan Makedonya meydanında etrafa şöyle bir bakınca bugün bile devam eden bağlantıların izleri hemen göze çarpıyor. 


Üsküp'ün eski pazar bölgesinde esnafın ya da yoldan geçenlerin Türkçe konuşması normal karşılanıyor. Yol kenarlarında da sık sık Türkçe ilanları görüyorsunuz.












 Vardar nehrinin batı kısmında ise -eski şehrin uzantısı hariç- pek Osmanlı izi kalmamış. Eski şehrin olduğu dar bir alan dışında tarihi eser aramak zaetn boşuna: 1962'deki büyük deprem sonrası yıkılan tarihi binaların çoğu  yeni yeni restore edilmeye başlanmış. Eski şehrin dışına çıktığınızda sadece sosyalist mimarisinin fonksiyonel ve gri beton eserlerini görebiliyorsunuz. 




 Bu arada eski şehire hazır gelmişken buranın ünlü köftecilerinden birine uğramadan geçmeyin. Çarşıdaki "Destan" kebapçısında damağınıza ziyafet çekin. Destan'da köfteler taneyle satılıyor, "normal bir porsiyon getirin işte yav" deyince kocaman 10 köfteyi sığdıracak yer arıyorsunuz ona göre.






Makedonya ekonomisi bağımsızlıktan bu yana iyi durumda değil. İşşizlik resmi olarak %20lerde olsa da gerçekte çok daha yüksek olduğundan ve okuyan kesimin ülkeden göç ettiğinden şikayet ediliyor.
Diğer Balkan ülkelerinde olduğu üzere burada da çok sayıda kafe var; iş bulamayanlar kafe açmış,açamayanlar müşteri olmuş. Gece oldu mu Makedonya meydanına çıkan yollarn ve Vardar civarındaki kafeler dolmaya başlıyor.

Gece yaşantısı şaşırtıcı derecede canlı ve ucuz. Hani öyle ki İstanbul boğazında mükellef bir ziyafet yerine buraya uçakla gelip bir haftasonu geçirseniz herşey dahil aynı paraya çıkabilirsiniz.

Ohri ( Ohrid ) Gölü , Makedonya




Makedonya ve Arnavutluk arasındaki Ohrid gölü ( Ohri okunuyor) kıyısına kurulmuş olan Ohri kenti Makedonya gezimizin en güzel duraklarından biri.  

Makedonya'ya gelirseniz Üsküp'e otobüsle 3.5 saat mesafedeki ( otobüs 7-10 Euro) bu kenti ziyaret etmeden geri dönmeyin. Üsküp'ün doğası budanmış kalabalığına birebir panzehir.



Ohri kentinin nüfusu sadece 42,000. Göl kıyısındaki tepelere yaslanmış bu kentin eski kısmındaki tarihi binaları ziyaret ederek rahatlıkla bir gün geçirebilirsiniz. 


Eski kentte Ayasofya kilisesi, St.Pantelejmon – Plaoshnik kilisesi ve 


gölün tam kıyısındaki St.John Kaneo kilisesi görülmeye ve önünde 20-30 poz fotoğraf yakmaya değer yerler.


Ohri Kalesini de atlamayalım.

Kent, o kadar şirin ve manzaralar o kadar etkileyici ki zaman olsa daha uzun kalmak isterdim.


Şehirden biraz daha fotoğraf koyup Üsküp yazısını hazırlayayım. Üstte Ohri merkezindeki iskele görülüyor. Göl çok berrak, iskeleden denize girenlere sabahın erken saatlerinde bile rastlayabilirsiniz. Aşağıda şehrin genel görnümü.


Ohri gölü aslında eski bir volkanın kraterine oturmuş, suyun derinliğ 350 metreye kadar iniyor. Bölü saran dağların yeşili suya vurunca gözlere ziyafet oluyor.


Şehir merkezinde daha çok hediyelik eşya mağazaları var.


Kıyıda da kafeler ve


balık restoranları. Fiyatlar oldukça makul. İki kişilik tam doyurucu akşam yemeği meze+şarap dahil 15 Euro civarı. 


Şehirde çok sayıda pansiyon var. Odalar 5 Euro'dan başlıyor, eli yüzü düzgün olanlarında kişi başı geceliği 8-10 Euro'ya kalmanız mümkün.





Tiran: Arnavutluk'un Başkenti

Karadağ - Arnavutluk sınır kapısından İşkodra kentine geçmek için bir taksiye biniyoruz, bakıyoruz fiyat uygun aynı taksiyle başkent Tiran'a inmeye karar veriyoruz. Sınırdan Tiran'a olan yaklaşık 110 kilometreyi 3.5 saatte alıyoruz ( taksi=60 Euro). Arnavutluk'un altyapısı Karadağ kadar iyi değil: ülke Enver hoca zamanında 50 yıl kadar  bütün dünyaya kapalı kalmasının bedelini halen ödüyor gibi.
Sınırdan Tiran'a yaklaştıkça yollar eski ve tozludan, yeni yapılmakta ve çok tozluya terfi ediyor. Tiran merkezi de yollardaki inşaat seferberliğinden nasibini almış. Şehrin merkezindeki İskender Bey meydanında da hummalı bir çalışma vardı. İskender Bey adını ( Skenderbeg, Skandergbed, Skenderbeu aynı anlamda kullanılıyor) Arnavutlukta ve Kosova'da çok sık duyacaksınız. Yeri gelmişken kısaca anlatayım. İskender Bey, Hıristiyan bir Arnavut aileden devşirme olarak alınıp yetiştirilen bir yeniçeri. Osmanlı ordusunda uzun yıllar hizmet edip yükselmiş. İskender bey, 1443 yılında Osmanlılara karşı isyan edip Arnavutluk'un bir kısmını ele geçirir. Bayrak olarakta Hıristiyan İmparatorluklarını simgeleyen iki başlı kartalı seçer ki halen Arnavutluk'un bayrağı budur. İskender Bey liderliğiyle Arnavutları birleştirir ve Osmanlıları defalarca yenilgiye uğratır. Osmanlılar  İskender Beyin ölümünden ancak 10 yıl sonra Arnavutluk'u tekrar ele geçirebilirler.

Arnavutlar kendilerini ilk birleştiren kişi olan İskender Bey'i her fırsatta anmaya devam ediyorlar. Örneğin İskender Beyin savaşta kullandığı keçi desenli başlıktan esinlenen desenler bazı Arnavutluk devlet binalarının girişini süslüyor.  "Arnavut gibi inatçı" deyiminin kaynağı bu başlık olmasın? :) 



İskender Bey meydanının hemen yanında Osmanlı saat kulesi ve Ethem Bey camii var. Tiran'da hemen hemen hiç cami yok gibi. Komünizm zamanı camilerin hepsi yıkılmış, Ethem Bey camii de müzeye dönüştürüldüğü için kurtulmuş. 

Komünizm, Arnavut toplumunda dinin izlerini silmiş. Araştırmalara göre halkın %60'ı herhangi bir dine mensup değil. Tiran merkezinde pek görülesi bina yok: merkez eski ve pek sevimli olmayan binalardan ibaret. Onun için hemen 

 biz de Arnavutların yaptığını yapıp Parku Kombetar ( Büyük Park) 'a gidiyoruz. 
Şehrin güneyinde içinde yapay gölü de bulunan bu büyük park akşamüstü Arnavut ailelerin volta atma alanı.


Hem satıcılar hem turlayanlar bizim için çok tanıdık görüntüler. 
Göl kenarındaki kafede biraz soluklandıktan sonra 10-15 dakika yürüyerek Blloku mahallesine geliyoruz. Şehir içinde vakit geçirmek için en iyi mahalle olan Blloku'ya yaklaştığınızı binaların şenlenmesinden anlıyorsunuz. Tiran'ın yeni belediye başkanı bakmış binaları yıkıp yapacak gücü yok mahalledeki binaları rengarenk boyatıvermiş, güzel olmuş.

Eskiden sadece komünist parti mensuplarının yaşamasına izin verilen mahalle bugünlerde kafeleri ve lokantaları ile ünlü.
Arnavutluk'un mali durumunun iyi olmadığı malum, ama geceleyin Blloku sokakları öylesine dolu, öylesine hareketli ki insan nereden geliyor bu değirmenin suyu demeden edemiyor. 

Sokağa taşmış  barların önündeki çakırkeyif kalabalığın  ve trafiği tıkayan lüks arabaların arasından yavaşça ilerleyerek Arnavutluk'a gelen herkesin yapması gereken bir şeyi yaptık: Arnavut ciğeri yemek! Daha iyi nerede yenebilir ki? Enfes.  Yanında da Elbasan tava: "Yarın akşam yine gelmeli" deyip geri döndüren bu lokanta Blloku'daki Era. Madem karnımız doydu, o zaman Blloku sokaklarında biraz vakit geçirip otele dönme zamanı...


Tiran'dan sonraki durağımız Makedonya'daki Ohri gölü. Görüşmek üzere.

Yorumlar - Yorum Yaz
Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
-3° 0° -4°
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.78805.8112
Euro6.50886.5348